13 Şubat 2015 Cuma

Sultan Murad Han o gün bir hoştur


Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli giyinir. Sanki bir şeyler
söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz
hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola.
Görülen o ki padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri
iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya,
Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir
dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine ilişir 
Sorarlar;
-Kimdir bu?
Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhuşun biri işte!..
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar çarşısı'nda
çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa
Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa
takar peşine..
Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören var mı?
Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar
kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz,
şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini,
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye'den, en azından Fatih
Camii'nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem.
Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur.
Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki,
naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü
sakilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı
ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler,
tabutlar,musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha...
Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim
bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp
Vezir cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı
Noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı
Bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri
kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...Bizim efendi bir
alemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde
şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra
getirip dökerdi helaya!..
- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemelisiniz
Hücceti İslam okurdum...
- Bak sen! Millet ne sanıyor hâlbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi..
Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- iste bu yüzden Nişancıya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün;
- Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü düşünür..
- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;

- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

1212 çocukların Haçlı seferi

                  1212 çocukların Haçlı seferi

1212 çocukların Haçlı seferi ise, Etienne adlı bir Fransız çocuk tarafından başlatılmıştır. 

Bir çoban olan bu çocuk, İsa’yı gördüğünü ve onun kendisini, kutsal toprakların kurtarılması için elçi tayin ettiğini iddia etmekteydi. 

Yürüyüşe geçen Etienne'e yolda binlerce kız ve erkek çocuk katıldı. 

Bunların bir kısmı silahlı idi. 
Bütün Fransa'yı korkunç bir çılgınlık dalgası  kaplamıştı. Analar-Babalar, çocuklarıyla başa çıkamıyorlardı. 

Nihayet bütün çocuklar, Marsilya yolu üzerindeki sahilde toplandılar ve Etienne'in buyruğu ile denizin geri çekilip kendilerine yol açmasını beklediler. 

Böyle bir şey olmayınca da, gemilere doluşup denize açıldılar. Yedi gemi dolusu çocuk, kutsal toprakları kurtarmaya! Gidiyordu. 

Fakat yolda gemilerden ikisi battı; sağ kalan çocuklar ise, Gemiciler tarafından İskenderiye'de ki esir pazarlarına götürülüp, köle olarak satıldılar.

1237 de Erfurt'da buna benzer bir olay daha oldu. Çocukların haçlı seferleri, Fransa’da 1458 e kadar devam etmiştir.

                  Beyin yıkama - J.A.C.BROWN

1 Şubat 2015 Pazar

2500 yıllık beyin ameliyatı


2500 yıllık beyin ameliyatı

Rus bilim insanları, iki bin yıldan eski kafatasları üzerinde yaptıkları çalışmalarda antik zamanlara ait beyin ameliyatı yöntemlerini analiz etti. Antik doktorların basit el aletleriyle çok başarılı ameliyatlar yaptığı belirtildi.


2500 yıl öncesine uzanan beyin ameliyatı yöntemleri bilim insanlarını şaşırttı. [Fotoğraf: Reuters]
Rusya Arkeoloji ve Etnoğrafya Enstitüsü'ne bağlı araştırmacılar, Altay Dağları'nda bulunan iki bin yıldan eski kafatasları üzerinde antik beyin ameliyatı yöntemlerini araştırdı. Araştırmalar, antik zamanlarda doktorların basit el aletleriyle başarılı ameliyatlar yapmış olduklarına işaret etti.

Rus arkeologların geçtiğimiz yıl Altay Dağları'nda keşfettiği üç kafatasının, Pazırık kültürüne ait insanlardan kalma olduğu tahmin ediliyor. 2300 ile 2500 yıllık kafatasları, beyin ameliyatının en eski yöntemi olarak bilinen trepanasyon izi taşıyor.

Siberian Times gazetesine konuşan Rus beyin cerrahı Aleksey Krivoshapkin, 'gördüklerinden çok etkilendiğini ve Altay insanlarının Hipokrat'ın yaşadığı zamanlarda beyin hastalıklarını tespit ederek ameliyat gerçekleştirebildiklerini' söyledi.

2 bin yıldan eski kafataslarının ikisi erkeklere, biri de bir kadına ait.

Kazıma yöntemiyle ameliyat

İlk olarak mikroskop altında yapılan analizler, kafa derisinin nasıl alındığına dair izler sunmadı. Antik beyin cerrahlarının kafatasını açmak için ilk olarak sivri bir alet ile kemiğin yüzeyini kestiği, ardından sık darbelerle delik açıldığı anlaşıldı.

Krivoshapkin, 'üç kafatasında da kusursuz bir trenapasyon izi bulunduğunu ve antik doktorların her adımını izlerden anlayabildiklerini' söyledi.

Yöntemin anlaşılmasının ardından, kullanıldığına inanılan bir bıçağın benzeriyle modern bir kafatasının aynı yöntemle açılması 28 dakika sürdü. 2500 yıl önce doktorların acıyı bastıran veya anestezi etkisi yapan bir tedavi uygulayıp uygulamadıkları bilinmiyor.

Kaynak: Al Jazeera