30 Haziran 2015 Salı

Yedi Uyurlar

Yedi Uyurlar

Ya insanoğlu çok şeye kadir, bundan haberimiz yok, yâda birilerinin hayal gücü çok yüksek…
Çünkü bir mağaranın içinde 200 yıl uyuyup ta sonra kalkıp yürümek öyle aklın kolay alacağı iş değil. Fakat değişik kaynaklar olayın gerçek olduğunu söylüyor.

İşin ilginç yanı, bu olayın garip bir çekiciliği de var. Hiç inanmayan kişiler bile akılla karşı çıkıyorlar, fakat duygularıyla kabulleniyorlar.

Hıristiyanlar eziliyor.


MS. 250 yılında roma tahtında İmparator Decius oturuyordu. Hükümdar aynı zamanda koyu bir Hıristiyanlık düşmanıydı. Oysaki bu din o yıllarda büyük bir hızla yayılıyordu.

Bu yayılışı durdurmak, Decius un en büyük amacıydı. Hıristiyanları inançlarından vaz geçirecek ve onları tekrar puta taptıracaktı. Bu amaç içinde elinden geleni yaptı.

Yakalanan Hıristiyanları ateşe atıp diri diri yaktırdı. Kazıklara oturttu. İşkencelerle öldürttü. İmparatorun şerrinden kaçan halk çok uzaklara gitti. Bunların içinde yedi arkadaş birde köpekleri vardı…

Bu yedi arkadaş Efesliydiler Romalı askerlerin elinden kurtularak Efes’te Panayır Dağında bir mağara bularak saklandılar. Amaçları bir müddet burada saklanıp kendilerini unutturmaktı.

Korku ve üzüntüden sürekli kaçmaktan yorgun düştüler kendilerini kurtarması için tanrıya dua edip yalvardılar.

Efes’te bulunan İmparator saklandıklarını haber aldı. Adamlarını göndererek mağaranın ağzını kocaman kayalarla ördürüp onları içeride açlık ve susuzluktan ölüme mahkûm etti.

Yedi arkadaş ve köpekleri o akşam uykuya dalıyor. Sabah oluyor ve içlerinden biri adı Yemliha olan genç yiyecek almak için Efes’e doğru korka korka gidiyor. Mağaranın ağzı ise onların mağaraya girdikleri gibi açık.

Yemliha Efes’e varında hemen bir fırına gidiyor ve ekmek istiyor. Karşılığında cebindeki parayı veriyor.

200 yüzyıl öncesinin parası

Fırıncı paraları görünce şaşırıyor ve nereden bulduğunu sorunca Yemliha daha çok şaşırıyor. Fırıncı paraların 200 yıl önce imparator olan Decius dönemine ait paralar olduğunu söylüyor. Şimdi Roma tahtında İmparator Theodosius un olduğunu anlatıyor.

Yemliha hayretle nasıl olur ben dün uyudum. Bugünse uyandım.. diyor ve hemen mağaraya dönüp arkadaşlarına durumu anlatıyor.

Bunun üzerine tekrar yatıp uyumaya karar veriyorlar. Birdaha da uyanmıyorlar. İmparator Theodosius durumu öğrenince hemen adamları ile mağaraya gidiyor ve onları uyurlarken görüyor. Anlatılana göre yüzleri prıl prıl parlıyormuş.

Meğer mağaranın ağzını bilmeden açtıranda İmparator Theodosius’un yakınlarından Addius  isminde biriymiş. Addius un köleleri gelmişler ve bir binanın yapımında kullanılmak üzere mağaranın ağzındaki taşları söküp taşımışlar.

Bu konuyu kaleme alan İngiliz yazar Gibbon’dur . Fakat başka kaynaklar onun zamanlamasına karşı çıkıyorlar çünkü Gibbon 7 gencin mağarada tam 375  yıl uyuduğunu ileri sürüyor.




Kuranı Kerimde 7 uyurlar

Kuranı Kerim 7 uyurlarda önemle sözediyor. Kehf (Mağara) süresi‘ nin bazı bölümleri şöyle:
“10. Hani o yiğitler mağaraya sığınmışlardı… 11. bizde onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk. 13. Sana onların hikâyelerini dosdoğru haber veriyoruz… 17. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler… 18. Onlar uykuda oldukları halde uyanık sanırdın. Biz onları sağa sola döndürürdük. Köpekleri kapı ağzına dirseklerini dayamıştı. Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık.  İçlerinden biri “Ne kadar kaldınız?” dedi. Bir gün veya daha az bir zaman dediler.  Ne kadar kaldığımızı Allah bilir, paranızla birimiz şehre gitsin en iyi yiyeceklere baksın ve getirsin…” 21. Halk onların hakkında çekişip duruyordu. Onların mağaralarının çevresinde bir bina kurun diyorlardı… 22. Karanlığa taş atar gibi, mağaradikler üçtür, dördüncüleri köpektir derler veya beştir altıncıları köpektir derler veya yedir sekizincileri köpektir derler. De ki “onların sayısını en iyi bilen Rabbimdir….” 25. onlar mağaralarında 309 yıl kaldılar derler. 26. Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir….”


Ayasofya’nın mucizelerinin sonu gelmiyor



Gizli Ayin

Kanuni sultan Süleyman döneminde gece bir derviş gurubu Ayasofya Camii ne ibadet etmeye geliyormuş. Uzaktan Ayasofya Camiinin bütün ışıklarının yandığını görmüşler. İçeriden de İlahi sesleri geliyormuş.


Dervişler korkar ve içeri girmezler. Durumu gidip Padişaha haber verirler. Kanuni yanında devlet adamlarıyla beraber bizzat olayı gelip görür sonra da içeriye girilmesini emreder. Ama içeriye girenler kimseyi göremez. Heryer kapkaranlıktır. Buda Ayasofya’nın ilginç olaylarından biri olarak kayda geçer


Ayasofya’nın mucizelerinin sonu gelmiyor.

Büyük kıble kapısının kanatlarının Hz. Nuh’un gemisinin tahtalarından yapıldığı bir diğer inanç. Eskiden deniz seferine çıkılmadan önce, yolcular bu kapıya gelir dua eder ve Hz. Nuh’tan yardım isterlermiş.

Esrarengiz kapılar
Ayasofya’nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “açılmaz kapı” deniyor. Anlatılanlara göre Fatih sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde Rum Ortodoks patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuş.
Osmanlı Ordusu kiliseye girince patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış Her paskalya da bu kapının önünde kırmızı yumurta kabukları ortaya çıkarmış…
Birde kapanmaz kapı miti var Fetih günü Fatih’in ordusundan biri bu kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış.


Pençe nişanı

Binanın güney doğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre yüksekliğinde ele benzeyen bir iz var. Kulaktan kuşağa anlatılanlara göre, fetih günü Fatih Sultan Mehmet’in atı ürkmüş, sultan eliyle bu kemere tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Buraya kadar her şey normal ama pençe izinin yerden altı metre yükseklikte olduğu ve bu yüksekliğe hiçbir atın erişemeyeceği düşünülürse olayın esrarı bir anda ortaya çıkıyor.

Tabuta dokunursanız Ayasofya yıkılır

Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut vardır. Sarı pirinçten yapılmış olan bu tabutta kraliçe Sofya yatmaktadır.

Fakat bir tehlike vardır. “Bu tabuta sakın dokunmayın” deniyor. Çünkü tabuta el sürülürse, büyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş. Kubbenin dörtbir tarafında birer melek resmi var. Bunlar Cebrail Mikail İsrafil ve Azrail’dir. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde çizilmişler. İnanca göre Azrail, İmparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olan olayları haber veriyor.

İnsanlar tabut ile bu melekler arasında bir ilişki kuruyorlar. Tabutun koruyuculuğunda üstlenen melekler ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış…




19 Haziran 2015 Cuma

Ayasofyanın gizemleri

Maketini arılar yaptı

Ayasofya birçok kereler yapıldı ve yıkıldı. En son yıkılışı da Bizans tarihinde geçen Nika İsyanı sırsında oldu. M.S.532 yılındaki bu isyan sırasında Ayasofya tamamen yandı.
Bizans İmparatoru Justinyanus kiliseyi yeniden yaptırmaya karar verdi. Yapacak mimarı bir türlü bulamadı. O günlerde çok ilginç bir olay oldu. Bir dini ayin sırasında elindeki kutsal ekmekçiği bir arı kapıp kaçtı. İmparator arının saklandığı peteği bulup getirene ödüller vadetti. Sonunda birisi peteği bulup getirdi. Hayretle gördüler ki petek mabet maketi şeklindeydi. Mabedin mihrap yerinde kutsal ekmek duruyordu.



Beyazlı delikanlının getirdiği altın

Sonra yapım başladı. Sıra kubbeye geldiğinde para bitmişti ve durmak zorunda kaldılar. İşte tam bu sırada beyazlar giyimli bir delikanlı ortaya çıktı. Beraberinde çuvallar la yüklü katırlar da getirmişti. Delikanlıyı, İmparator Justinyanus ’un huzuruna çıkardılar. İmparator çuvalların içindeki altını görünce şaşkınlığını gizleyemedi.

İmparator Justinyanus buna çok sevindi. Olayı yakınlarına anlattı. Fakat tılsım bozuldu. Beyazlı delikanlı birdaha görülmedi..

Mimar Kaçıyor.

Duvarlar kubbe seviyesine gelince budefa mimarbaşı ortadan yokoldu. Roma ya kaçtığını öğrendiler. 7 yıl sonra mimar Roma’daki işini de yarım bırakıp tekrar İstanbul’a döndü.

İmparator mimarbaşını görünce çok kızdı. Fakat mimar başı ona şöyle dedi:

“Bu koca yapının temelini çok sağlam olması gerekir. Eğer kalsaydım acele ettirecektiniz ve yapının sağlamlığı tehlikeye düşecekti.”



Ayasofyanın yapımı 40 yıl sürdü. Büyük kubbenin üstüne altın bir haç takıldı. Bu haç o zamanlar öyle parlaktı ki güneş vurunca ışığı Alemdağ’dan hatta Istranca Dağlarından dahi görülüyordu.

İmparator Justinyanus un karısı İmparatoriçe Thedora güzelliğinden başka bir şey düşünmeyen çok günahkâr bir kadındı. Ölünce yılanların kendisini yiyeceklerinden çok korkuyordu. Bu nedenle kurşun bir lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti.

Ancak efsaneye göre iki yılan lahitte delikler açarak içeri girdiler ve cesedi yediler. Şimdi Ayasofya’nın giriş kapısı üzerinde görülen delikler yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.

İmparator Justinianus bir gece düşünde bir aziz görür. Aziz, çevresine bakmakta ve her köşede bir duraklamaktadır. Justinianus hemen yanına varır. Aziz’in elinde gümüş bir levha levhada da şimdiye değin eşi benzeri görülmemiş bir kilise resmi vardır. İmparator:" keşke bu resim bende olsaydı da bu topraklarda aynısını yaptırsaydım" diye düşünür. Aziz resmi imparatora uzatarak " Justinianus, tam şuraya bir  kilise yaptır, adını da Ayasofya koy ",der.

İmparator, ertesi dün çağırttığı mimarın elinde düşündeki yapı resmini görünce çok şaşırır. Aziz Mimarın da düşüne girmiştir. Uyandığında resmi kâğıda döken mimar İmparatorun buyruğuyla Ayasofya'nın yapımına girişir.


Hz. Muhammet'in doğduğu gece İstanbul'da büyük bir zelzele olur. Ayasofya’nın büyük kubbesi yıkılır. Bir türlü onarılamaz. Bunun üzerine Hızır'ın uyarısıyla Mekke'ye 300 keşiş gönderilir. Keşişler Henüz çocuk olan Hz. Muhammet'in tükürüğünden alır, biraz Kâbe toprağı ve zemzem suyuyla İstanbul'a dönerler. Kubbenin onarımında kullanılan harca bunlar katılınca kubbe tutar.

İstanbul fethedildiğinde Fatih "Bu kubbe Peygamberimizin tükürüğüyle yapılmıştır. “ diyerek kubbenin ortasına paha biçilmez bir altın top astırmıştır. İnanışa göre bu Hızır'ın makamıdır.40 gün bunun altında namaz kılanlar mutlaka Hızır'ı görürler.

Ayasofya'nın büyük kubbesinin dört yanında birer melek resmi vardır. Bunlardan Cebrail kanat açıp nara atınca, tüm doğu mücevherlerle dolar. İsrafil nara atınca batıda kıtlık olur, Mikail seslenince Kuzeyde bir ermiş kişi ortaya çıkar. Azrail bağırınca da tüm evrende veba salgını başlar. Bir başka söylenceye göre de Cebrail ve İsrafil gelecekte olacakları, Mikail düşman saldırısını ve kıtlığı Azrail'de hükümdarların ölümünü haber verir. Ayasofya’nın orta kapısı üzerinde pirinçten uzun bir sanduka vardır. İnanışa göre içinde kraliçe Sofia'nın mumyası bulunmaktadır. Sanduka' ya el sürülürse korkunç bir gürültü çıkacak ve her yan sarsılacaktır.

Güney kapılarından soldan 10.sunun iç yanında dört köşe bir mermer sütun vardır. Buna "Terler Direk" denir. Sütun kış yaz nemlidir. Buna ilişkin olarak ta: Fatih İstanbul'u fethetmiş, Ayasofya’yı da cami yapmıştır. İş bittiğinde Hızır cami' yi gezer bakar ki Mihrap Kâbe’ye yönelik değil, Terler Direk ‘in kaidesini parmağını sokarak  binayı Kâbe’ye çevirir. Terler Direk' te ki delik Hızır'ın parmağını soktuğu yer olarak kabul edilir. Burası birçok hastalıkların çaresi ve dileklerin gerçekleşeceği yer olarak bilinir.

Büyük Kıble kapısının da Tufan'da Nuh'un kullandığı geminin tahtasında yapıldığı görülür. Deniz ticaretiyle uğraşanlar, sefere çıkmadan önce buraya uğrar dualar eder Nuh A.S a dualar okur ve kendilerine iyi geleceğine sağsalim dönüp geleceklerine inanırlar.

18 Haziran 2015 Perşembe

Kendiliğinden yanan insanlar


Kontes Cornella Bandi 62 yaşında bir İtalyan soylusuydu. Verona’daki evinde sakin bir hayat yaşıyordu.

4 Nisan 1731 günü akşam yemeğinden sonra yatağına yattı. Hizmetçisiyle bir süre sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Ertesi sabah kontesi uyandırmak için odasına giren hizmetçi korkunç bir manzarayla karşılaştı. Yatak odası yoğun bir dumanla kaplıydı. Duman kolay kolay dağılmıyordu. Pencere pervazından aşağıya yağlı sarımtırak bir sıvı damlıyordu.

Her yer is ve kurum içindeydi. Havada uçuşan küller heryere yapışıyordu. Ağır bir koku yandaki odalara bile sinmişti. Yatakta herhangi bir yanık izi yoktu. Yatak örtüsü açılmış ve kontes yataktan çıkmıştı.

Kontes yataktan 1,5 metre ötede kül ve kömür haline gelmiş vaziyette yığılmış duruyordu. Üzerindeki çoraplarda dâhil bacaklarına bir şey olmamıştı. Başı bacaklarının arasında yerde duruyordu. Beyni sırtının büyük bir bölümü ve çenesi tamamen yanarak kül olmuştu. Üç parmağı kömürleşmişti. Vücudunun yanan bölümlerinden geriye bir avuç kül kalmıştı.

Veronalı din adamı Bianchini kontesin ölümünü en ince ayrıntısına kadar rapor ettiği halde, yetkililer bir açıklama yapmadılar. Sonradan bu ölüm, kendiliğinden yanma olayları arasında bilinen ilk örneklerden biri olarak kabul edildi.

 Bir örnek te Fransadan. Jean Millet adlı bir hancı güzel bir hizmetçi kızla düşüp kalkıyordu. Bir sabah hancının çirkin karısını yanmış bir halde bulununca olay bir cinayet olarak yorumlandı. Kadının cesedi evdeki ocağın çok yakınında ve yerde duruyordu.

Vücudunun büyük bir bölümü yanmıştı. Ancak başının bir kısmı gövdesinin ve iç organlarının bir kısmı kalmıştı. Cesedin bulunduğu döşemenin 45 cm genişliğindeki bir bölümü de yanmıştı. Ama çok yakınındaki un torbasında hiçbir yanma belirtisi yoktu. Olay o sırada handa kalan asistan Doktor Le Cat tarafından incelendi. Doktor bunun alelade bir yanma olayı olmadığını belirtti. Fakat mahkeme doktoru ciddiye almadı Kadının çok içki içiyor olmasına büyük önem verdi. Sonunda olayı ayyaş bir kadının Tanrının gazabıyla yanması olarak açıkladı….