19 Eylül 2016 Pazartesi

Oak bilmecesinde kördüğüm






Oak Adası’ndaki Para çukurunun ardındaki dahi mühendis kimdi Oraya neyi niçin gömdü?

 Yıllarca süren araştırmalarda gizemin çözüleceği sanıldı ama gözden kaçan çok önemli bir nokta vardı.

 Daniel MC Gınnıs’ın 1975’te tesadüfen para çukurunu bulmasından başlayarak, gömülü hazineyi bulmak çalışmaları devam etti. Hazineyi kimin gömdüğü ile ilgili birçok düşünce ileri sürüldü.

 Bir İnka Kabilesinden tutunda İskandinav göçmenlerine kadar birçok varsayım ortaya atıldı. En garip teorisi ise para çukurunda Francis Bacon’ ın elyazmalarının görüldüğü idi öyle ki bu elyazmaları Shakespeare’in oyunlarına kaynak oluşturmuştu.

 Yine de gömü işi için en gözde adaylar korsanlardı.  Söz konusu korsan adının hiç duyulmamış biri olabileceği gibi ünlü korsan kaptan William Kidd’te olabilirdi.

 Korsanlardan kuşkulanılıyor

 Bu düşünce hiçte şaşırtıcı değildi.  Korsanlarla defineler arasında zaten alışılmış bir ilişki vardır.  Bu arada ilk bakışta olayın korsanlarla olan ilintisi belliydi.  Nitekim durumla ilgili küçük bir belirti bu yöndeki kuşkuyu kuvvetlendirdi.

 Sık sık adı geçen hindistancevizi lifleri, doğu ya da Batı Hint Adaları’ndan elde edilirdi.
 Buralar korsanların dillere destan akınların yaptıkları yerlerdi. Nova Scotia ise korsan yollarından çok uzaktaydı.  Ama İngiliz yağmacılarının Atlantik kıyılarında dolanmamaları içinde bir neden yoktu.

 Korsanlar İspanyol gemilerini avlamışlar ve Karayiplerdeki kentleri ele geçirmişlerdi.

 Kaptan kidd ve para çukuru         

 Zorluk yaratan bir başka sorunda bu korsanın kim olduğuydu.  Kaptan kidd 1701’de Wapping te asılmıştı. O günden sonra adı bütün define öykülerine girdi.  Aynı zamanda, Kidd adı ve esrarengiz Oak adası garip bir şekilde birlikte düşünüldüler.

Garip haritalar

1935’te İngiltere’de kaptan Kidd ve iskelet adında bir kitap yayımlandı.  Kitabın içinde Adanın bir haritası ve haritada bazı ok işaretleri vardı.  Kitabın yazarı Harold T.Wilkıns ‘e göre haritayı yaparken, ünlü Kidd ’in planlarından yararlanmıştı. Bu planlar bir süre öncesinde Hubert Palmer adında bir korsan kalıntıları koleksiyoncusunun eline geçmişti üçü sandıkta gizlenmiş olmak üzere dört plan bulundu biri ise meşe ağacından yapılma bir yazı masasında ele geçti bu yazı masası belli ki gerçekten kidd ’ten kalma idi.
 Planlar kimi ayrıntılı kimi kabaca olmak üzere hepsi adsız bir adadan söz ediyordu.  Üzerlerinde birtakım işaret ve yazılar vardı bunların arasında “W.K”  harfleri Çin denizi ve 1669 tarihi vardı bu kidd Palmer planları uzmanlar tarafından 17. yüzyıl belgeleri olarak kabul edildi.

 İki meraklı daha      

planlarda resmedilen adalar ile Oak adası arasında çarpıcı benzerlikler görüldü yalnızca Çin denizi olmaması gereken bir yerdi fakat bunun hem kırmızı bir ringa balığı türü anlamına geldiği hem de Fransızca da Meşe’nin karşılığı olan “La chene”  ile ilgili bir kelime oyunu olduğu ileri sürüldü bu benzerlikler sonucunda Gilbert Hedden adında biri ortaya çıktı Gilbert Hedden, Wilkins’ın kitabını okumuştu 1937 ler de Oak adası üzerinde bir araştırmaya girişti Heddenle birlikte, Wilkins’ın orijinal planlara dayanan taslağı şu yönlendirmeleri içeriyordu

18 B ve D Kayadan
30 GB 14 K Ağaç
7 ye 8 e 4

Hedden, wilkinsın kitabını alarak para Çukuru çevresindeki alanın keşfine çıktı elli ayak kuzeyde bir granit parçasına ulaştı Frederik Blair ‘e bundan söz ettiğinde yaşlı Oak adası meraklısı, benzer bir taşla 40 yıl önce Smith’s Koyu’nda rastladığını hatırladı. İki adam bu taşı buldular. İkisi de benzer bir şekilde delinmişti.  Taşlar arasındaki mesafeyi adımladılar.  Yaklaşık 140 yarda idi wilkins ‘ın kitabı ile bu bilgiler arasında bir ilişki kurmak istediler 25 rod adımladıklarını hesapladılar.

 Haritadaki ada oak adası

İki araştırmacı daha sonra para çukurundan başlayarak 18 rod ve Smith’s koyundan itibaren 7 rod adımladılar.  Plan’daki yönlendirmeye uyarak bu noktada güney batıya 30 rod ölçtüler.  Orada sık çalılıkların altında üçgen biçiminde dizilmiş kum taşları gördüler üçgenin bir kenarı 10 ayak uzunluğundaydı. Tabandaki Taşlar bir ark şeklinde dizilmişti.  Kabaca bir “Sextantı”  andırıyordu.  Kavis çizen arktan bir ok biçiminde bir dizi taş çıkıyordu

 Üçgenin tabanından çıkan bu taş dizisi 14 ayak boyunda uzanarak üçgenin zirvesine varıyordu.  Ok kuzeyi gösteriyordu.  Yani para çukurunun bulunduğu yeri. Bununla birlikte Hedden ve Blair üçüncü satırda yazılanlara bir anlam veremediler fakat emindiler. Kaptan kidd’in adası ile Oak adası kuşkusuz aynı adaydı.

 Efsanevi ada

 Bu keşif Hedden’i iyiden iyiye inandırdı hatta bunu Wilkins’le konuşmak üzere İngiltere’ye gitti wilkins keşfi duyunca çok şaşırdı. Çünkü haritayı kafadan çizmişti harita gerçi Kidd Palmer planları üzerine kuruluydu ama wilkins Palmer’e planları bir an için göstermişti.  Böylece wilkins planlardan ikisinin ayrıntılarına bakma fırsatını bulamadı.  Öyleyse Wilkıns Hedden’ın Oak Adası’nı bulmasını sağlayan bilgileri nereden bulup çizimlerine ekledi.  Daha sonraları Hedden haritayı bastırdığında onun doğrudan kendi hayal ürünü olduğunu kabul etti. Palmer ’in orijinal planlara bakma isteğini reddettiğini belirtti.  Oak Adası’na gelince onu hiç duymamıştı.  Krokisini dahi görmemişti.

 Aslına bakılırsa Atlantik’i bile henüz görmemişti.  Ama diğer yandan yine de hayalinden yarattığı adanın Oak adasına çok benzediğini kabul ediyordu.  Hayal ürünü ipuçlarının gerçeklerle bazen uyuştuğunu ve bunun Hedden tarafından kanıtlandığını da kabul etmek zorunda kaldı. Hedden Oak adasına dönmek üzere artık İngiltere’yi terk etmeye hazırlanıyordu. Wilkıns ise Kaptan kidd’in ruhunun kendisine geçtiğine iyiden iyiye inanıyor gibiydi.

 Definenin planlarımı

Olayın karmaşıklığı, Rupert Furneaux, Wilkıns bilmecesine cevap buluncaya kadar sürdü kitabının adı Para çukuru ve Oak adasının gizemi idi. Furneaux Wilkıns’ın Hedden ‘e yalan söylediğini yazıyordu. Wilkıns aslında Nowa Scotıa lı biri ile mektuplaşıyordu.  Bu kişi 1912’deMahone Koyu’nun 24 km kuzeyindeki bir adada tesadüfen Taşlar arasında planları içeren bir kutu buldu.

Planlar şu anda kaybolmuş yâda saklanmış olabilirdi. Fakat bunları gören bir kişi, ezberinde planlarda görülen adayı Forneaux’a çizebilmişti. Furneaux bu adın Oak adası için kullanıldığını biliyordu.  Bu ad bir zamanlar İngiliz deniz kuvvetleri hidrografi Joseph Frederick Wallet Des Barres’in  1773’te mahone Koyu’nun  planını çıkarıp Oak  adasına verdiği addı.

 Korsanları hazine saklamazlar

 Para çukurunun ve onu özenle korunmasının korsan işi olduğuna dair iddialar Furneaux için alay konusu oldu.  Her şeyden önce Korsanların define sandıklarını gömmek için yer aramaları kurgudan başka bir şey olamazdı. Bu düşünce genel olarak korsanların günü gününe yaşam anlayışına ters düşüyordu.

 Korsan tayfalarına pay hesabına göre kesin ödeme yapılırdı. Bütün denizciler gibi onlarda çeşitli zorluklarla elde ettikleri paraları seferden sonra dilediklerince harcamak isterlerdi. O halde bir daha yakınından bile geçemeyecekleri uzak bir adaya hazineleri saklamak için kaptanlarına niçin yardım etsinlerdi. Bu yaklaşım Furneaux’a ait bir varsayımdı ama anlamlı bir yaklaşım oldu

Ancak bir mühendis yapabilir

Bunun da ötesinde planlanması bu kadar parlak gerçekleştirilmesi bu kadar usta işi olan bir projenin korsanlar gibi ayak takımının insanlara yakıştırılması Fernaux’a göre gülünçtü Fernaux’un tanıştığı bir uzmana göre açılan tünel disiplinli 100 adamla üç vardiya halinde ancak altı ayda tamamlanabilir. Onları böylesine yıpratıcı bir çalışmada yönetim ise çok iyi eğitim görmüş deneyimli bir mühendis olmalıydı.

Son olarak Meşe ağaçlarıyla ilintili olarak daha önce sözü edilen yapılışı tarihi gündeme geldi eğer Fernaux haklı idiyse korsanların bu konuda lafı bile edilemezdi. Çünkü bu işi kim yaptıysa Des Barres’in planını görmüş olmalıydı ( öyleyse para çukurunun yapılışı 1770 lerin ortasından sonra başladı)  oysa bu sıralarda Korsanların Karayipler ’de Atlantik kıyıları boyunca kurdukları egemenlik günleri geride kalmıştı.

En önemli ipucu

 Bu nedenlerle eğer Korsanların para çukurlarıyla ilgileri yoksa çukuru kim nasıl niçin yaptı* Fernaux’ göre yapılışı tarihi en önemli ipucuydu. Söz konusu tarihi kesin olarak ortaya çıkarmak için de dâhice bir yöntem geliştirildi. Şöyle düşündü: esrarengiz kullanıcıların karşılaştığı sorunlardan biri Ada’nın iç kısmında xsmith’s Koyu’nda para çukuruna doğrudan ulaşabilmek için tünel kazıcılarının, çizgi içinde ilerleyebilmeleri olmalıydı bu çizgiyi gerçek doğu batı çizgisinin 14 ° güneyindeydi tabii ki Fernaux ’ya göre muhtemelen loş bir ışık altındayken yeraltının derinliklerinde çalışan adamlara pusulanın kesin bir yönü, verilmiş olmalıydı.

 Eğer böyleyse O tarihte kuzeyden batıya manyetik sapma ondört derece olmalıydı. novaScotia için manyetik değerler 1750 yılına kadar uzanıyor daha önceki dönemler için ancak tahminler yapılabiliyor. Oak Adası’nın bu özel manyetik sapmayı yaklaşık 1611’de Kaydettiği sanılıyor.  1780’de de böyle olduğu hemen hemen kesin olarak düşünülüyor.

 Savaş paraları

 1780 lerde bir hazineyi kim Oak adasına gizlemiş olabilirdi.  Bu sorunun cevabı o yıl Oak Adası’nı çevreleyen dünyada yatıyordu Amerika’daki Britanya kuvvetlerinin başkomutanı general sir Henry Clinton, New York taki karargâhına iki yıl önce yerleşmişti. Atandığı 1778 yılı, Fransa’nın sömürgelerinin yanında savaşa giriş yılıydı O yıl New York’un Fransız donanmasıyla Washington ordularınca tehdit edildiği dönemdi.

 New York’u boşaltmak zorunda kaldığında Clinton’un  geri çekilme noktası ,oak Adası’nın  yaklaşık 64 km kuzeyindeki Halifaks idi. Fernaux  şöyle bir soru sordu: bu korkulu yıllarda Clinton’un büyük meblağlar tutan savaşın yürütülmesi için gereken paraların  bir kısmını emin bir yere saklaması düşüncesinde olabileceği mantıklı değil miydi. Eğer böyleyse Halifaks’ a geri çekilme sırasında Mahone körfezinde yol üstündeki bir ada bu iş için uygundu. Üstelik Clinton’ın dostu ve meslektaşı John Montresor birkaç yıl önce Mahone körfezinde incelemelerde bulundu. Belki de söz konusu yeri Montresor önerdi.

 Hazine çıkarılmış olabilir

 Dolayısıyla bu teoriye göre 1780 civarında bir tarihte ender rastlanan bir dehaya sahip meşhur bir mühendis yönetimindeki Britanyalı bir istihkâm bölüğü Oak Adası’ na indi ve büyük bir iş başardı nesiller boyunca define avcıları için buradan çıkan anlam şudur hazine oraya yerleştirildiyse saklayanlar tarafından yeniden çıkarılmış olabilir çünkü Clinton’un İngiltere’ye döndüğünde kaybolan bir kaç milyon hakkında açıklama yaptığına dair bir kayda rastlanmıyor.

 Para çukurunun kusursuz bir akış düzeni varsa hazine saklandığı yerden nasıl geri çıkarılabildi.  Yıllar boyunca araştırmacılar boşu boşuna suyun çıkış noktalarını aradılar  su çıkış noktalarını planlayıcılarının geri döndüğü  zaman suyu kapayabilmesini sağlamak amacıyla yerleştirdiği düşünüldü. İşte kör geçit Furneaux’a göre para çukurunun ta kendisiydi.  Ona göre para Çukuru ve tüneller kazıldıktan sonra ( fakat birleştirilmeksizin)  tünelin bir yâda daha fazla kolu çukurdan dışarı yukarı doğru çıkıyordu.

 Yukarıya çıkan bu tünellerin ucunda toprak yüzeyinin biraz altında hazine gizliydi. Sonra para Çukuru doldurulmuş su tünelleri bağlanmış hazinede orada tümüyle güvenceye alınmıştı hazinenin yerini ancak tam olarak bilen kişi bulabilirdi. Başka herkes Çukurun bataklığı içinde debelenip oturacaktı.

 Çözümlenecek mi?

 Bilmeceye bulunan bu çözümün belli bir ağırlığı olduğu kabul edilebilir. Fakat aceleye gelip onaylanmadan önce, bütün belirtilerin göz önüne alınıp alınmadığı sorusunun yanıtıdır.

Örneğin, 1849 ve 1897 de yapılan delik açma işlemleri sırasında bulunan metal parçacıkları nasıl açıklanabilir?  Üzerinde “V.I”  yazan cesaret kırıcı parşömen parçalarının anlamı nedir.
Sonuçta para Çukurular ve Oak adası gizemini halen koruyor. Çağdaş defineciler burayla ilgilenmiyor, beklide gereksiz buluyorlar. Ama geçmişten kalmış bir meraklının heran ortaya çıkıp yeni kazılara başlaması da mümkündür.  O zaman Oak Adası’nın  ya Para çukurunun adını yeniden duyacağız .

13 Eylül 2016 Salı

Kaspar Hauser



Kaspar Hauser esrarengiz bir şekilde öldürülmesiyle adı her yerde yeniden konuşulmaya başlandı. Araştırmacılar yıllardır onun kim olduğunu nereden geldiğini yoğun bir şekilde araştırıyorlar fakat bugüne kadar en Küçük Bir ipucuna bile rastlanmadığı bir gerçek.

Kaspar Hauser ‘in yaşam öyküsü 1829 yılının Ağustos ayında yayınlandı ve Nürünberg’de insanları hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü yazılanlar Hauser ‘in geçmişi hakkında yeni bir bilgi getirmiyordu. Kaspar Hauser’ in sadece herkesçe bilinen Hauser ‘in hapiste geçen Yaşamının daha ayrıntılı öyküsünden başka bir şey değildi. Ayrıca Öykü bir sürü tartışma söylentileriyle süslüydü Öyle ki gerçekler bu söylentilerle de karşılaştırılınca oldukça sönük kalıyordu.




7 Kasım 1829 da Kaspar, Dr. Daumer’ in evinin bodrumunda bulundu. Başından yaralanmıştı yere serilmiş yatıyordu yukarı taşındı ve yatağa yatırıldı. İddia edildiği gibi Karagözlü bir adamın onu vurduğunu dair bir bilgi yoktu.

Kasaba halkı koruyor

Nürnbergliler çok korkmuştu bunu Kaspar’ın düşmanları olduğu şeklinde yorumladılar onlara göre bu kişiler Kaspar’ın yayımlanan bu öyküsünden rahatsız oldular. Daha doğrusu Öykü'nün bazı sırlarını ortaya çıkmasına neden olacağından korktular. Kasaba bu “ünlü çocuğun”  yeni bir saldırıya uğramasından korkuyorlardı Kaspar kasaba Meclisi'nin kararıyla gizli bir adrese yerleştirildi. Bir polis tarafından korunuyor fakat verdikleri vergilerin bir kisinin yaşatılması için kullanılması kasaba halkını hoşnut etmedi.

Olağanüstü bir oyuncak

Neyse ki bir çözüm bulunacaktır İngiliz aristokrat olan Lord Stanhope olaya ilgi gösterdi  Kaspar’ı evlat edinmek istedi.  Nurnberg meclisi üyeleri bu kararı kabul etti. Bu bir bakıma çocuğun bakım giderlerinin karşılanması ya da hafifletilmesi demek oluyordu. 

Lord Stanhope çocuğu arkadaşlarını eğlendirebilecek olağanüstü bir oyuncak olarak görüyor gibiydi Kaspar’ı Avrupa turuna çıkardı onu birçok büyük prenslik ve krallıkların saraylarında teşhir etti.

Bu tam bir başarıyla sonuçlanmadı. Kaspar yeni bir eğlence olarak ilgi toplamadı.  Bazı Bavyeralı Krallık mensupları kendi adları Bu olaya karıştırılırsa Lordu mahkemeye vermekle tehdit ettiler. Bir zaman sonra kaspar ile Lord Stanhope arasında kavga çıktı. 1839 yılında Stanhope Nürenberg Meclisine başvurdu. Kaspar 40 kilometre uzaklıktaki Ansbach kasabasında devamlı olarak arkadaşı Doktor Meyer’ in nezaretinde kalması için izin istiyordu. Fakat Nürenbergliler Kasparla bağlarının tamamen kesilmesini istemiyorlardı. Stanhope’un hatırı sayılır bir etkinliği vardı. Sonunda bir anlaşmaya vardırlar.

Geri zekâlı deniyor

Bu kez Kaspar'ın vasiliği Meyer ’in eline geçti onu Protestan kilisesi ne yazdırdı. Onu pratik konularda eğittiği gibi Latince ve tarih dersleri de verdi. Fakat kaspar Hiçbir gelişme göstermedi. İçine kapanık ve dalgın biri oldu. Meyer ’in davranış biçiminden hoşlanmıyor gibiydi. Artık bir hayranları kitlesinin ortak noktası değildi. Öğrenmeyi reddetse de olurdu Meyer kızarak Kaspar'ın akıllı yeteneğinin çok abartıldığını söyledi Kaspar’ın 8 yaşındaki bir çocuğun zekâsına sahip olduğunu açıkladı. Lord Stanhope ’un ilgisi kaybolmaya başladı.

Kim bıçakladı

Kaspar Fakat Nürnberg’e dönmeyi arzuluyordu orada bıraktığı arkadaşlarını özlüyordu 1933 te Nürnberg’e kısa bir ziyaret yaptı. Bu kısa ziyareti özlemini daha da arttırdı fakat Kaspar’ın daha başına gelecekler vardı.
14 Aralık 1833 de kaspar Hauser Dr. Meyer ’in evine soluk soluğa koşarak girdi. Sol yanını tutuyordu. “Adam bıçakladı…. Bıçak,… park,….çabuk git,……cüzdan verdi,…. bir şeyler haykırıyordu sonra kanlar içinde yere yığıldı.
Kaspar'ın durumu ciddi idi bıçaklanmıştı. Bıçak Göğsümün sol tarafına akciğer ve karaciğerin zedelemişti.
Kaspar saldırıyı anlatmayı başarmıştı. İfadesine göre uzun siyah favorili siyah ceketli garip bir adam ona yanaşarak Kaspar Hauser sen misin diye sordu. Kaspar Hauser evet deyince de adam ailesi hakkında ona bilgi vereceğini söyledi.   Anspach şehir parkına götürdü. Orada kaspar’a bir cüzdan uzattı.  Kaspar cüzdanı açarken adam onu bıçakladı ve kaçtı.

Esrarengiz mesaj                 

Polis saldırganı yakalamak için hemen harekete geçti fakat saldırganın izine rastlanmadı. Cüzdan Kaspar’ın düşürdüğü yerde bulundu. Cüzdanın içinde sadece bilmece gibi birkaç kelime yazıyordu. Bu yazı aynada okunacak şekilde ters  yazılıyordu.
Not da şöyle yazıyordu:
“Hauser neye benzediğimi nereden geldiğimi kim olduğumu sana söyleyecektir. Ben Bavyera sınırından .. Nehir üzerinden .. Adım MLO”
3 gün sonra öldü
Mesajın saçma sapan oluşu saldırıyı Kaspar’ın kendisinin uydurduğuna inanmalarına neden oldu. Ansbach polis şefi Hiçkel çocuğu yaralı halde yatarken sorguya çekti. Çocuk hep “bunu ben yapmadım” diyordu. Bu onun son sözleri olacaktı. 17 Aralık 1833 tarihinde Kaspar Hauser öldü.


Olay bütün Bavyera halkı üzerinde derin etki bıraktı. Saldırganın kimliği hakkında bilgi vereceklere büyük ödüller vade dildi. Fakat kimse yardımcı olmadı. Kaspra’ın cenazesinde büyük bir kalabalık bulundu. Gömülüşünü seyredenler ona dikilen mezar taşının Kaspar’ın yaşamını özetlediğini gördüler. Mezar taşında şöyle yazıyor ”burada Kaspar Hauser yatıyor. O zamanının bilmecesiydi. Doğumu bilinmiyor ölümü esrarengiz” 

Hiç İz yok

Hauser’in öldürülüşündeki garip ayrıntılar onun etrafını kuşatan bir esrar perdesi oluşturuyor. Son vasisi Dr. Meyer çocuğun ilgi çekmek için kendi kendisini yaraladığını söylüyor. Meyer bunun çocuğun muhtemelen Nürnberg’e getirileceğini hesaba katarak yaptığına inanıyor. Fakat bıçak ona umduğundan fazla zarar vermişti. Kaspar’a yapılan her iki saldırıya da hiç kimse tanık olmadı.

Her iki yarayı da kendisi açmış olabilir. Polisin öldürücü saldırganın geçtiği Ansbach bahçelerini didik didik aradığı bildirildi. Fakat Kaspar’ınkilerden başka ayak izleri bulunamadı. Zamanlamada oldukça önemli olabilirdi.

İlk saldırı Kaspar’ın yaşam öyküsünün yayınlanmasından sonra oldu. Bu saldırı küçümendi. İkini saldırıda şöhreti azaldığı dönemde oldu. Bu saldırı adının tekrar gündeme gelmesini sağladı.

Çeşitli yakınlaşmalar var ama

Fakat belki de Kaspar ‘ın düşmanları onun ölmesini istediler. Arkadaşlarının birçoğu onun bir suikasta kurban gittiğini söylüyorlardı. Onlara gre saklayacak birçok şeyleri olan bazı kişiler onun doğruluğuna gölge düşürmek istediler. Yahut daha büyük bir olasılıkla konuşmasını engellemek için bu saldırıyı gerçekleştirdiler. Zaten ikici saldırıyla da onu tamamen susturdular. Eğer bu saldırılar birbiriyle ilişkiliyse o zaman Hauser’i dört yıldan fazla bir zaman ortadan kaldırmanın yeterli bir nedeni olmalı.

Daumer’in evindeki saldırı, acemice bir öldürme girişimi olabilir. Çünkü Kaspar bağırdığından saldırgan paniğe kapılarak kaçtı. Kaspar çok seyrek yalnız bırakılırdı. Bu nedenle katil uygun zamanı bulabilmek için bayağı gayret etmiş olabilir. Buda saldırılar arasındaki uzun zaman aralığını açıklayabilir.

Eğer cinayetin nedeni Kaspar’ı susturmaksa Burgermeister Binder gibi Nurnberg’in ileri gelenlerinin Kaspar’ın ölümünden sonraki esrarlı ölümlerini de göz önünde bulundurmakta yarar vardı. Acaba Kaspar onlara ne söylemişti.

Başka bir gezegenden mi?

Kaspar Hauser in kısa yaşamındaki birçok bilinmeyen nokta ve halkın gözü önünde geçirdiği beş yıl araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor. Onun görünüşü yaşamı ve davranışları üzerinde kılı kırk yaran araştırmalar yapıldı. Ansbach lı işadamı Anselm von Feuerbash ‘ın yaptığı yorum bu olayın dünya dışı yaratıklarla alakası olduğunun bir kanıtı olarak ileri sürüldü. 

“Kaspar değişik kelime ve düşüncelere sahipti. Onda doğadaki sıradan olayların sadeliği ve görünüşü vardı. Uygar yaşamın geleneklerinden konforundan ve gerekliliklerinden müthiş şekilde nefret ederdi. Buna rağmen olağanüstü fiziksel zihni ve sosyal bir tabiatı vardı ki biri onun rahatlıkla başka bir gezegenden geldiğini düşünebilir.”

Yaşamı daha sonra roman hikâye ve filmlere konu oldu.



9 Eylül 2016 Cuma

Dev yeraltı Ülkesi Agarta




Yüzyıllardır Himalaya Dağları'nın altında çok geniş bir ülkeye yayılan bir yeraltı ülkesinden söz ediliyor.

Agarta adı verilen bu yeraltı uygarlığına ilişkin bilgilerin, özellikle Tibet’teki manastırların kütüphanelerinde özelde saklandığı belirtiliyor. Dört bir yanına dağılmış mağaraların ve tünellerin Agarta'ya kadar uzandığı İleri sürülmektedir.

21 Temmuz 1969 tarihinde juan moriez adında Arjantinliye Ekvator Devleti tarafından dünyanın en ilginç tapusu verildi. Belgeye göre Moriez Ekvator Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan yüzlerce kilometre uzunluğundaki esrarengiz mağaraların sahibi oldu belgede şöyle diyordu:

juan moriez Macaristan doğumlu Arjantin uyruklu Ekvator Cumhuriyeti sınırları içinde, Morona-Santiago kentinin Doğu kesiminde insanlık için tarihsel ve kültürel açıdan büyük değer taşıyan yapıtlar buldum bu yapıtlar özellikle Metal levhalardan oluşmakta, insanlığın Şimdiye dek rastlamadığı ve bilmediği kaybolan bir uygarlığın tarihsel özetini vermektedirler..

Bulduğum yapıtlar şu özelliklere sahiptirler: çeşitli büyüklükte ve renklerde taş ya da metal cisimler. Üzerine yazı ve şekillerin işlendiği metal levhalar. Levhalar yok olan bir uygarlık hakkındaki bilgileri içermekle beraber, insanın kökeni ve insanlık tarihinin özetini veren Düzenli bir metal kütüphaneyi oluşturmaktadır.
Ünlü araştırmacı yazar Erich Von Daniken’ e göre bu küçük bir başlangıçtı. Ünlü İngiliz arkeolog Harold Wilkins de Güney Amerika'nın gizemleri adlı kitabında Güney Amerika'nın Esrarlı Tünelleri ne değiniyordu.

tüm kıtayı kuş atıyorlar

tüm tünellere yaklaşım yollarından biride eski Cuzco’nun yakınlarında idi fakat keşfedilmeyecek bir şekilde Kamufle edilmişti. bu gizli yol doğrudan doğruya 600 kilometrelik bir mesafe boyunda Cuzco’ dan Lima’ya muazzam bir yeraltı dünyasına ulaşıyor. Bu büyük tünel daha sonra güneye dönüyor ve 1450 kilometrelik bir mesafeyi aşarak Bolivya topraklarına giriyor.

Söylentilere göre bu dem tüneller ve yeraltı galerileri alanı içerisinde eski Güney ve Orta Amerika uygarlıklarına ait paha biçilmez hazineler var. Fakat Bunca yıl sonra uygarlığımızın ulaştığı bu ileri teknoloji k düzeye rağmen bu tünellerin derinliklerine girmek imkânsız. Hem bu galerilerin birkaç yüz metre derinliğindeki molozları, hem de yüzlerce yıldır içeride oluşan zehirli havayı temizlemek çok büyük harcamaları ve çabaları gerektiriyor.

Kimlerin yaptığı bilinmiyor

Kuşkusuz asıl Gizem bu ele geçmez hazineler değil. Birçok araştırmacının ve arkeoloğun birleştiği ortak nokta bu tünellerin İnkalar ya da bilinen bir uygarlık tarafından yapılmadığıdır. Yakın zamanlara kadar bu tünellerin İnkalar tarafından dillere destan hazinelerini İspanyol işgalcilerden korumak için inşa ettikleri sanılıyordu. İnkaların bu tünellerin varlığını verdikleri ve onlardan yararlandıkları doğru. Fakat kimler tarafından ve ne amaçla yapıldığını onlar da bilmiyordu. Gerçekten de bu akıl almaz boyutlardaki den tüneller ve galeriler şebekesi binlerce kilometrelik bir alana yayıldığı için tek bir Uygarlığa mal edilmesi oldukça uzak bir ihtimal gibi gözüküyor.

Birbirleriyle irtibatlı

Yeryüzünün hemen hemen her yanında bu tür sonsuz tünel sistemlerine rastlanması oldukça ilginç. Güney Amerika'dan başka Kuzey Amerika'da Atlantik okyanusu' ndaki birçok adada İskandinavya'da Orta Avrupa'da Malta'da Orta Anadolu'da ve Asya'nın çeşitli yerlerindeki esrarengiz mağaraların ve tünellerin varlığı yüzlerce yıldır biliniyordu.

söz konusu yörelerdeki folklorik inançlarda tünellerle ve mağaralarla ilgili öykülerin, efsanelerin sayısı sayılamayacak kadar çoktur fakat yüzyılımızın başlarında tünellerin birbiri ile irtibatlı olabilecekleri ve tüm dünyayı yeraltından kuşattıkları şeklinde iddialar ortaya atılınca iş artık masallıktan ve efsanelikten çıkmaya başladı.

Ant Dağlarında Bir Tibetli

1944 de Amerikalı gazeteci John Şheppard Kolombiya Sınırında Ant dağlarında bir Tibetliye rastladı adam elinde Tibetlilere özgü bir dua çarkıyla meditasyon yapıyordu. Şheppard’a açıkladığına göre binlerce yıldır atalarının yaptığı gibi Tibet’teki bir gizli mağaraya girerek yer altında Uzun bir yolculuk yaptıktan sonra And Dağları’nda yeryüzüne çıkmıştı. 

Budizm’i benimseme den önce atalarının Ant dağlarında yaşadığına inanan Tibet Lamalar için şöyle diyorlar Evet galeriler vardır Bunlar dünyanın çok genç olduğu zamanlarda bilgilerini bize nakleden kozmik Efendiler tarafından yapılmıştır.

Gobi’ ye inen uzaylılar

Çok eski bir Hint efsanesine göre günümüzden yaklaşık 18 milyon yıl önce büyük beyaz Yıldız'dan gelen insanlar o zamanlar bir iç deniz olan Gobi çölündeki bir adaya yerleştiler önce bir kale ardından da Kent kurdular. Adayı yeraltı tünelleri ile karaya bağladılar.
İlk bakışta masalımsı gibi görünen Öykü'nün güçlü kaynaklara dayandığı ve gerçek olduğu öne sürülüyor. Bu kaynakların Tibet'in kutsal manastırların da binlerce yıldır özenle saklanan brahman levhaları olduğu belirtiliyor.
 
Yeraltı dünyası: Agarta

Arkeolog Harold wilkins Hindistan'ın kuzeyindeki gizli bir ülkeden söz ediyor. Wilkins’e göre iç Moğolistan daki Moğol kabileleri arasında Bugün bile tüneller ve yeraltı dünyaları hakkında çok ilginç inançlar var Wilkins şöyle diyor:

Moğol efsanelerinden birine göre tüneller Afganistan İçlerinde bir yerde yada Hindikuş yöresinde bulunan ve Tufan öncesi nesilden gelen yeraltı dünyasına uzanırlar. Burasının Bir de adı vardır. Agarta efsanesinin devamında Agarta yı benzeri diğer tüm yeraltı dünyaları ile bağlayan bir tüneller ve yeraltı geçitleri sisteminden söz edilir inanışa göre bu yeraltı dünyası tahılların büyümesini ve yaşamın uzun olmasını sağlayan garip bir yeşil ışıkla aydınlatılmaktadır.




Yüce varlıklar kurdu

Birçok batılı ve doğulu kaynağın bildirdiğine göre akarsa Merkezi Himalaya Dağları'nın altında bulunan esrarengiz bir yeraltı krallığıdır.

Ünlü araştırmacı-yazar Raymond Drake Agartanın Binlerce yıl önce uzaydan gelen Yüce varlıklar tarafından kurulduğunu ileri sürüyor:

Tibet azametli himalayalardaki bul mistik ülke Dünyanın pisişik merkezi olarak saygı görür üstatlar, Gözden Uzak manastırlarda diğer gezegenlerdeki kozmik Efendiler ile telepatik görüşmeler yaparlar. Hint Tibet gelenekleri yerin çok aşağılarda saklı olan bütün kıtalarda bulunan gizli girişlerden tünellerle yaklaşılan Agarta’ dan söz ederler. Yıldızlardan gelen uzaylı varlıklar tarafından kurulan bu yeraltı uygarlığının tarihi anlaşıldığına göre dünyamızın ilk günlerine kada ruzanır.
 
Bilinmeyen cilt lV